hukuk.forum.st
Would you like to react to this message? Create an account in a few clicks or log in to continue.

hukuk,hukuki,adliye,dava,müvekkil,hukuk haberleri,avukat,savcı,hakim,forum
 
AramaLatest imagesAnasayfaKayıt OlGiriş yap

 

 Gögüs hastalıkları

Aşağa gitmek 
YazarMesaj
Jensen
Hukuk Forum
Jensen


Giriş Tarihi : 30/03/09
Yer : İstanbul
Yaş : 34
Mesajlar : 14824
Rep Puanı : 14472
Rep Gücü : 6503
Gögüs hastalıkları 2duy3hj

Gögüs hastalıkları Empty
MesajKonu: Gögüs hastalıkları   Gögüs hastalıkları EmptyPaz Kas. 15, 2009 9:15 am

AKCİĞER ABSESİ

TEMEL BİLGİLER

TANIMLAMA: Çevre dokudaki enfeksiyona bağlı akciğer erimesi ile gelişen içi cerahat
ile dolu akciğer kaviteleri. Genel gidiş ani başlayıcı ve ilerleyicidir.
Genetik :
•Bilinen genetik geçiş yok
Görülme sıklığı:
• Bilinmiyor, oldukçanadir
Yaş:
• Genç erişkinler (16- 40 yaş); orta yaş(40- 75 yaş) da sık görülür
Cinsiyet:
• Erkek= Kadın

BELİRTİ VE BULGULAR
• Öksürük
• Ağız kokusu
• Balgam
• İltihaplı, kötü- kokulu balgam
• Ateş
• Göğüs ağrısı
• Nefes darlığı
• Üşüme, titreme
• Halsizlik
• Kırıklık
• Zayıflama
• Kilo kaybı
• Gece terlemesi
• Kanlı balgam
• Solunum seslerinde azalma
• Hırılıtılı solunum
• Sık solunum
• Çarpıntı
• Terleme
• Asimetrik göğüs hareketleri
• Parmak çomaklaşması

NEDENLERİ
• Yabancı cisimlerin akciğere kaçması sonucu oluşan zatürreler.
• Akciğer dokusunu eriten tipde zatürreler
• Vucudun başka yerinde oluşan iltihabın kan yoluyla Akciğerlere ulaşması ve burda zatürre yapması (septik emboli)
• Bakterilerin kana karışması
• Bronşial tıkanması veya darlığı
• Tümörler

RİSK FAKTÖRLERİ
• Kötü ağız ve diş bakımı,diş eti iltihapları.
• Alkolizm
• İlaç bağımlılığı
• Epilepsi (Sara Hastalığı)
• Şuur kaybı
• Akciğer kanseri
• Bağışıklık sistemi baskılanması
• Diabetes mellitus (Şeker hastalığı)
• Yabancı cisim
• Mide muhtevasının yemek borusuna kaçması (Gastroözafagial reflü)
• Sinüzit

TANI

LABARATUAR
• Beyaz küre yükselmesi
• kansızlık
• Serum Protein azalması
• Balgam kültürü ve antibiogramında iltihaba yol açan mikrobun üretilmesi.

GÖRÜNTÜLEME
• Akciğer grafisi- abse ve çevresinde iltihap alanı net olarak görülür
• Hava- sıvı seviyesi
• Akciğer zarında sıvı toplanması
• Bilgisayarlı tomografi: Absenin lokalizasyon ve yayılımı belirler.

TANI İŞLEMLERİ
• Bronş tıkanması veya darlığı şüphesi varsa bronkoskopi
yapılır.(Ucunda minik kamera olan fiberoptik fleksibl bir boru ile
bronşların içi incelenir)
• Göğüs yüzüeyinden iğneyle girerek abseden numune almak (Transtorasik akciğer biopsisi) mümkündür.

TEDAVi
• Ciddi ise veya Cerrahi uygulanacaksa yatırılarak tedavi edilmelidir.

GENEL ÖNLEMLER
• Özel pozisyonlar ve masajlarla akciğerdeki abse balgam yoluyla atılmaya çalışılır(Postural drenaj)
• Akciğer fizyoterapisi
• Nedene yönelik tedavi (örneğin., antibiütikler)
• Komplikasyonlar için cerrahi metodlar gerekebilir.

DİYET
• Kısıtlama yok

HASTANIN EĞİTİLMESİ
• Solunum fizyoterapi teknikleri

İLAÇLAR
•Kültür ve hassasiyet sonuçlarına göre antibiolikler kullanılır .

HASTANIN İZLENMESİ
•Akciğer grafilerindeki kistik boşluk (Kavite) kaybolana veya düzelene kadar (birkaç hafta veya ay) tedaviye devam edilir.

BEKLENEN GELİŞME VE PROGNOZ
Genellikle yüz güldürücü. % 25 oranında sekel kalır. Birlikte başka hastalık varsa sekel artar.

KAYNAKLAR
• Bartlett, J.G.: Anaerobic bacterial infections of the lung and
pleural space. Clinical ınfectious diseases. 16 ; Suppl 4: s248-255,
1993
• Murray, J.F. Nadel, J.A. (eds): Textbook of Respiratory Medicine. 2nd Ed. Philadelphia, W.B. Saunders Co., 1994
Yazarı Dr.J. Cunningtom
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Jensen
Hukuk Forum
Jensen


Giriş Tarihi : 30/03/09
Yer : İstanbul
Yaş : 34
Mesajlar : 14824
Rep Puanı : 14472
Rep Gücü : 6503
Gögüs hastalıkları 2duy3hj

Gögüs hastalıkları Empty
MesajKonu: Geri: Gögüs hastalıkları   Gögüs hastalıkları EmptyPaz Kas. 15, 2009 9:15 am

AKUT BRONŞİT

Tanım :

Akut bronşit bronş adı verilen büyük solunum yollarında virus, bakteri
ve mantarlar tarafından oluşturulan akut bir iltihabi hastalığıdır.
Ayrıca asidik ve alkali maddelerin solunması ile de iltihabi olmayan
akut bronşit tablosu da gerçekleşebilir.



Etkenler :

Akut bronşit yapan nedenlerin başında solunum yolları virusları yer
almaktadır. Akut bronşit vakalarının ekserisi İnfluenza, Parainfluenza,
Coryza (nezle) virusu, Adenoviruslar ve Respiratory syncytial
viruslarla meydana gelir.

Bakterilerle meydana gelen akut bronşit nispeten daha seyrektir. Akut
bronşite sebep olan bakterilerin başında Hemophilus influenza,
Pnömokoklar, Streptokoklar, ve Stafilokoklar gelmektedir.

Nadiren Candida ve Aspergillosa türü mantarlar da akut bronşite neden olabilirler.



Şikayetler :

Genellikle hastalık burun ve boğaz enfeksiyonu şeklinde başlar. Bazen
de üst solunum yollarına ait herhangi bir şikayet olmaksızın akut
bronşit tablosu kendini gösterebilir.

Hastalığın başlangıcında sık tekrarlayan ve kuru bir öksürük vardır.
Birkaç gün sonra öksürükle beraber balgam çıkarma şikayeti de olaya
dahil olur. Önceleri normal vasıflarda olan balgam, bir süre sonra
iltihaplı bir özellik kazanır.

Bazı vakalarda yüksek ateş, halsizlik, kırgınlık şikayetleri de
görülebilir. Bir kısım hastada büyük hava yollarının tahrişine bağlı
olarak gelişen göğüs ağrısı da bulunabilir.



Fizik Bulgular :

Fizik muayene bulguları normal olabilir. Solunum yollarının ödem ve
koyu balgam ile tıkanmış olduğu durumlarda ronküs denilen anormal
sesler duyulabilir. Bronşlarda yumuşak balgam varsa ral adı verilen
anormal solunum sesleri duyulabilir. Raller genellikle her iki akciğer
sahasında yaygın olarak duyulursa da bazı sahalarda daha az, bazı
sahalarda daha belirgin olabilir.



Tanı :

Akut bronşitte solunum yollarının tutulması ve akciğer dokusunun normal
olması nedeniyle akciğer grafisi normal olarak bulunabilir. Bazı
vakalarda akciğer dokusu da iltihaptan etkilenebilir ve akciğer
grafisinde solunum yolları ve damarsal yapılarda belirginleşmeler
izlenebilir.

Bakterilerin neden olduğu akut bronşitte kanda beyaz küre hücrelerinin
sayısında ve kan çökme hızında artış görülebilir. Balgam tetkiklerinde
etken bakteri ya da mantar üretilebilir, virusların tespit edilmesi
zordur.

Akut bronşit tanısı hastanın şikayetleri, muayene bulguları ve laboratuar tetkikleri bir arada değerlendirilerek konulur.



Tedavi :

Hastanın odası sıcak ve nemli olmalıdır. Ateşsiz ve hafif seyirli akut
bronşitlerde antibiyotik tedavisi gerekli değildir. Küçük çocukların,
yaşlıların, kalp hastalarının, amfizem ve kronik bronşitli hastaların
akut bronşitlerinde antibiyotik kullanılmalıdır. Yüksek ateşle seyreden
olgularda mutlaka antibiyotik verilmelidir.

Ateş ve ağrısı olan hastalarda tedaviye ağrı kesici-ateş düşürücü
ilaçlar eklenmelidir. Balgam çıkaramayan hastalarda sürekli ve rahatsız
edici kuru öksürük varsa öksürük kesici ilaçlar da başlanabilir.
Hastanın balgam atması halinde balgam söktürücü ilaçlar kullanılmalıdır.

Kaynak:
Uzman Dr. Semih AĞANOĞLU
[Linkleri görebilmek için üye olun veya giriş yapın.]
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Jensen
Hukuk Forum
Jensen


Giriş Tarihi : 30/03/09
Yer : İstanbul
Yaş : 34
Mesajlar : 14824
Rep Puanı : 14472
Rep Gücü : 6503
Gögüs hastalıkları 2duy3hj

Gögüs hastalıkları Empty
MesajKonu: Geri: Gögüs hastalıkları   Gögüs hastalıkları EmptyPaz Kas. 15, 2009 9:15 am

Allerji tüm yönleriyle

Allerji nedir?
Çevremizde yaygın olarak bulunan allerjenlere bazı kişiler
diğerlerinden daha fazla duyarlı olup (atopik kişiler) onlara karşı
allerjik olmayan normal kişilerden (atopik olmayan) çok daha abartılı
bir reaksiyon verirler. Bu duruma allerji denilmektedir.

Allerjik tabiatta olmak bir hastalık mıdır?
Hayır. Toplumda yaşayan bireylerin yaklaşık %30’u allerjik tabiattadır.
Bu kişiler duyarlı oldukları bazı allerjenlere karşı özel E tipi
antikorlar aracılığıyla abartılı bir reaksiyon oluşturabilme
yeteneğindedirler. Bu tip antikorlara bağlı olarak bazen değişik
allerjik hastalıklar ortaya çıkabilir. Ancak tek başına allerjik
bünyeye sahip olmak, yani atopik olmak bir hastalık olmayıp allerjik
hastalıklara bir çeşit aday olma, yatkın olma durumudur.

Allerjik bünyeye sahip olmak neye bağlıdır?
Bu tamamen ailesel geçişli (irsi) bir durumdur.

Genetik geçiş dışında çevresel faktörlerin bir etkisi yok mudur?
Atopik olma veya olmama durumu tamamen genetik olarak belirlenmektedir.
Ancak atopik kişilerde allerjik hastalıkların gelişip gelişmemesi
çevresel allerjenlerle karşılaşma yoğunluğuna bağlı olarak
değişmektedir. Daha dünyaya gelmeden gebelik döneminde veya hayatın
erken döneminde, emzirme periyodunda annenin sigara içmesi, allerjik
gıdaları tüketmesi, ortamın allerjen yoğunluğunun fazla olması gibi
faktörler atopik kişilerde allerjik hastalıkların görülme sıklığını
artırır.

Allerjik hastalıklar psikolojik nedenlerle görülebilir mi?
Allerjik hastalıklar psikolojik veya psikosomatik hastalıklardan
farklıdır. Ancak allerjik hastalıkların gelişiminde, yakınmaların
ortaya çıkmasında ve hastalığın kontrolünde psikolojik durumun da
katkısı olabilir. Ayrıca psikolojik hastalıklarla ayrımı gerekebilir.

Allerjik hastalıklar nelerdir?
Astım, allerjik burun nezlesi ve sinüzit, allerjik göz nezlesi, burun
polipleri, allerjik orta kulak iltihabı, ürtiker ve egzema gibi
allerjik deri hastalıkları, gıdalara bağlı allerjik reaksiyonlar,
çeşitli ilaç ve kimyasallar ile arı ve böcek sokmalarına bağlı allerjik
reaksiyonlar allerjik hastalıkların arasında öncelikli olarak sayılması
gerekenlerdir.

Allerjik bünyeli bir kişide bu hastalıkların hepsi de bulunur mu?
Vücudun allerjenlere olan reaksiyonu belirli organlara özel dağılım
gösterir. Bazı kişilerde bu sayılan hastalıkların bir kaçı beraber
bulunabilirse de bu şart değildir.

Allerji teşhisi nasıl konur?
Allerjik hastalıklarla uyumlu yakınmaları olan kişilerde ailede benzer
hastalığı olanların varlığı, şikayetlerin süreğen ve tekrarlayıcı
olması, mevsimlere göre değişmesi, diğer allerjik hastalıkların eşlik
etmesi gibi hastanın öyküsünde tipik özellikler allerjik bir hastalığı
telkin eder. Kanda özel E tipi antikorların araştırılması, allerjik
cilt testleri ve hastalığın tipine göre değişen diğer tetkiklerle kesin
teşhis konulabilir.

Teşhis için can yakıcı, zor tetkikler, endoskopik işlemler ve biyopsiler gerekli midir?
Hayır. Allerjik hastalıkların tanısında genellikle bu tür invaziv işlemlere gerek duyulmaz.

Yöremizde bu tür hastalıkların teşhis ve takibi mümkün müdür?
Tabii. Fakültemizde allerjik hastalıkların teşhis, takip ve tedavisi
için gerekli olan her türlü laboratuvar inceleme yapılabilmektedir.
Uzak yerlere gidip gelmeğe gerek yoktur.

Erken teşhisin önemi var mı?
Kuşkusuz. Hem hastanın yaşamının normale döndürülmesi, hastalıktan
dolayı kayıplarının giderilmesi; hem de tehlikeli krizlerin ve aynı
zamanda hastalığın ilerlemesinin önlenmesi için erken tanı konarak
tedaviye başlanması çok yerinde olur.

Allerjik hastalıkların belirtileri nelerdir?
Hastalığın tipine, ağırlığına ve hastanın yaşına, cinsiyetine göre
belirtiler değişir. Allerjik sinüzit, burun ve göz nezlesinde: Yılın
belirli aylarında veya tüm yıl boyunca devam eden hapşırma, burunda
kaşıntı, burun akıntısı, burun tıkanıklığı vardır. Geniz akıntısı,
boğazda gıcıklanma, gözlerde yaşarma, kızarıklık ve kaşıntı, kulakta
dolgunluk hışırtı, kaşıntı, baş ve kulak ağrısı, koku alma bozukluğu
tat almama, sesin değişmesi olabilmektedir. Anjiyonörotik ödem ve
anafilakside: Tablonun ağırlığına bağlı olarak değişen derecelerde
yüzde, dudakta, dilde, boğazda aniden şişme, tıkanma, ciltte solukluk,
kızarıklık, kaşıntı ve kabarıklıklar, döküntüler, nefes darlığı,
hırıltılı solunum, tansiyon düşmesi, ateş, terleme, çarpıntı, kalpte
ritim bozukluğu, morarma, kusma, karın ağrısı, ishal, havale geçirme,
solunum durması ve ölüm olabilir. Astımda: Nefes darlığı, öksürük,
hırıltılı solunum, göğüste tıkanıklık olabilir. Bu yakınmaların aniden
ve krizler şeklinde ortaya çıkması bir müddet sonra kendiliğinden veya
tedaviyle düzelmesi, tekrarlaması, gece uykudan uyandıracak şekilde
olması çok tipiktir. Cilt Allerjilerinde: Ciltte kaşıntı, kurdeşen
denilen kabarıklıklar, kırmızı renkli döküntüler, sulanma, kabuklanma,
deride kalınlaşma ve deride renk değişikliği görülebilir. Mide barsak
kanalı allerjilerinde: Bulantı, kusma, ishal, karın ağrısı,
iştahsızlık, kilo kaybı, gelişme geriliği, kansızlığa bağlı halsizlik,
solukluk, göz kapakları ve bacaklarda şişlikler gibi yakınmalar
olabilir.

Bu şikayetler allerjik hastalıklar dışında başka nedenlerle oluşamaz mı?
Evet oluşabilir. Bunların hiçbirisi allerjik hastalıklara özgü
değildir. Yakınmaların süreğen ve tekrarlayıcı vasıfta olması,
mevsimlerle ilişki göstermesi, ailede benzer yakınmaları olan başka
kişilerin olması veya altta açıklanan allerjenlerden birisiyle temas
sonrası bu yakınmaların ortaya çıkması allerjik bir hastalığın
varlığını gösteren işaretlerdir.

Allerjik hastalıklar tehlikeli midir?
Sık görülmeleri, süreklilik göstermeleri, kişinin performansını
yakından etkileyerek normal yaşamını kısıtlamaları, iş gücü kaybı ve
okul devamsızlığına yol açmaları ve anafilaksi, anjiyonörotik ödem gibi
bazen ölümcül olabilen formlarının da bulunması nedeniyle allerjik
hastalıklar çok önemli sağlık sorunları arasında yer almaktadır.

Allerjik hastalarda kriz olur mu?
Evet. Allerjik hastalıkların bazılarında aniden kriz şeklinde ağır bir
tablo gelişebilir. Üstelik bu durum tekrarlayıcıdır. Astımda, penisilin
allerjisinde, arı-böcek sokmasında, anjiyonörotik ödemde tehlikeli,
ölümcül krizler olabilir.

Anafilaksi nedir?
Allerjiye bağlı olarak ani ortaya çıkan ve acilen tedavi edilmezse
ölümcül olan sistemik, tehlikeli bir hastalıktır. Arı sokması, penisin
gibi bir ilacın damardan verilmesi gibi allerjenlerle temas sonrası
olay dakikalar içinde başlar. Tablonun ağırlığına bağlı olarak değişen
derecelerde yüzde, dudakta, dilde, boğazda aniden şişme, tıkanma,
ciltte solukluk, kızarıklık, kaşıntı ve kabarıklıklar, döküntüler,
nefes darlığı, hırıltılı solunum, tansiyon düşmesi, ateş, terleme,
çarpıntı, kalpte ritim bozukluğu, morarma, kusma, karın ağrısı, ishal,
havale geçirme, solunum durması ve ölüm olabilir.

Böyle bir durumda ne yapılmalıdır?
Maalesef bu durumda hasta ve yakınlarının yapacağı fazla bir şey
yoktur. Ancak gerekli ilaçların bulunduğu bir ortamda bir hekim bu
duruma müdahale edebilir. Hasta derhal sağlık kuruluşuna
götürülmelidir. Allerjik bünyesi olduğu bilinen kişilerin hastane
dışında enjeksiyon yaptırmaması, ilaçlı filim vb tetkikler yapılırken
durumunu belirtmesi, kendisine dokunan besin ve ilaçları kullanmaması,
arı sokmaması için tedbirler alınması gerekmektedir.

İlaç allerjisi hakkında bilgi verir misiniz?
Bir çok ilacın tedavi edici etkisi yanında istenmeyen bazı etkileri de
vardır. Bu yan etkilerden bazıları ise allerjik reaksiyonlara bağlıdır.
Kullanılan ilaca; kullanan kişinin yaşına, cinsiyetine, genetik
özelliklerine ve diğer hastalıklarına; daha önce aynı ilacın kullanılıp
kullanılmadığına; ilacın veriliş yoluna bağlı olarak bu tür
reaksiyonların görülme olasılığı değişmektedir. Hemen her ilaç
allerjiye neden olabilirse de bazı ilaçların kullanımı sırasında buna
daha sık rastlanmaktadır. İlaca bağlı allerjik olaylar ciltte görülen
kurdeşen, egzamadan kan hücrelerinin sayı ve fonksiyon bozukluklarına,
anafilaksi, ateş, serum hastalığı gibi sistemik tablolardan ani nefes
darlığı, sarılık, zatürree göğüste, karında su toplanması gibi belirli
organ lokalizasyonu gösteren patolojilere kadar çok farklı görünümlere
sahiptir. İlaç alımıyla olayların başlaması arasında geçen süre bir kaç
dakikadan bir iki haftaya kadar değişmektedir. Bir ilaç kullanırken
ortaya çıkan yeni bir sağlık sorunu ilaçla ilişkili veya ilişkisiz
olduğuna karar verilemese bile o ilacı reçete eden hekime
bildirilmelidir. Eğer hasta herhangi bir ilaca karşı geçirilmiş bir
allerji öyküsüne sahipse başka ilaçları kullanması gerektiğinde de bunu
hekimine bildirmelidir. Çünkü bazı ilaçlar arasında çapraz reaksiyonlar
olabilmektedir. Penisilin allerjisi, çeşitli röntgen filimlerinin
çekilmesi sırasında kullanılan boyar maddelere karşı ortaya çıkan
reaksiyonlar ve astımlılarda aspirine karşı duyarlılık ilaç allerjileri
arasında özellikle belirtilmesi gereken durumlardır.

Çocuklara uygulanan aşılar allerji yapar mı?
Aşıların hazırlanması sırasında yumurta proteinleri ve bazı jel
maddeler aşıya karışmaktadır. Bunlara bağlı allerji görülebilir.
Yumurta yediğinde anafilaksi tipinde şiddetli allerjik reaksyonu olan
kişilere yumurta kaynaklı bu aşılar yapılmamalıdır. Ancak, yumurta
yiyince deri döküntüsü gibi hafif allerjik reaksiyonu olanlar aşıdan
alı konmamalıdır. Karar verilemediği durumlarda deri testleri
yapılabilir.

Gıdalara bağlı allerjik rahatsızlıklardan biraz bahseder misiniz?
Toplumda yaşayan kişilerin %15-20 'si bazı gıdalara karşı allerjisi
olduğunu söylerken yapılan araştırmalarda bu oranın %1-2 'den fazla
olmadığı gösterilmiştir. Besin allerjilerine çocuklarda daha sık
rastlanır. Yaş ilerledikçe bu durum çoğunlukla ortadan kalkmaktadır.
Gıdalar allerjik olaylar dışında da besin zehirlenmeleri, besin
entoleransı gibi önemli sorunlara yol açabilirler ve bunların allerjik
olaylardan ayrımı zor olabilir. En sıklıkla allerjiye yol açan besinler
inek sütü, tavuk yumurtası, soya fasülyesi, ceviz, fındık, balık ile
buğday ve diğer tahıllardır. Allerjiye neden olan besinin alınmasından
sonraki dakikalar veya saatler içerisinde allerjinin yerleştiği
lokalizasyona bağlı olarak değişik şikayetler görülmeğe başlar.
Dudaklarda, dilde, boğazda şişme, yanma, kaşıntı, yüzde kızarıklık
seste kabalık görülebilir. Kramp şeklinde karın ağrıları, bulantı,
kusma ve ishal görülebilir. Bebeklerde gelişme geriliği dikkati çeker.
Hapşırma burunda kaşıntı, akıntı, tıkanıklık, göz yaşarması, gözlerde
kaşıntı olabilir. Astım tablosu gelişebilir. Bunların besinlere bağlı
olup olmadığı ve hangisine bağlı olduğu testlerle anlaşıldıktan sonra o
besin hastanın diyetinden çıkarılır. Bir süre bu gıdayı almayan kişide
zamanla duyarlılık kaybolabilmektedir.

Gıda katkı maddeleri zararlı mıdır?
Modern yaşamın getirdiği zorunluluklar eskiden evlerde doğal ve taze
olarak hazırlanan gıdaların yerini fabrikasyon olarak hazırlanan ve
uzun süre marketlerde bozulmadan saklanması gereken gıdaların almasına
neden olmuştur. Gıdalara hazırlanması sırasında renklendirici, koku
verici ve bozulmalarını önleyici bazı kimyasal maddeler ilave
edilmektedir. Doğal beslenmede yeri olmayan bu kimyasallar hem astımlı,
allerjik nezleli bazı kişilerde sorunlara yol açmakta hem de allerji
dışında kalp-damar hastalıklarına ve kanserlere neden olabilmektedirler.

Lateks allerjisi ne demektir?
Lateks %99 oranında Brezilyada yetişen tropikal kauçuk ağacının
özsuyundan üretilir. Kauçuk içeren ürünler allerjik reaksiyonlara neden
olabilmektedir. Bilhassa hekimlerin bizar olduğu bu durumda cerrahide
kullanılan lateksten mamül eldivenler, bu eldivenlerin giyilip
çıkarılması sırasında ortama yayılan toz, elastik yapışkan bantlar,
çeşitli sonda ve kateterler, lastik ayakkabılar, plastik halı arkaları,
spor malzemeleri, yolda aşınan oto lâstiklerinden ortama dağılan
kısımlar ya cilt ile temas veya solunum yoluyla vücuda girmekte ve
takiben kurdeşen, burun nezlesi, göz nezlesi, nefes darlığı, dilde
boğazda şişme gibi değişik reaksiyonlar ortaya çıkmaktadır.

Temas egzaması ne demektir?
Cildin herhangi bir madde ile genellikle uzun süreli ve tekrarlayan
temasları sonrası ciltte allerjik tabiatlı bir hastalığın gelişmesidir.
Buna neden olan maddeler arasında öncelikle sabun ve deterjanlar,
lastik eldivenler, kemer, kolye vb aksesuarlar, gömlek, kaşkol gibi
giysiler sayılabilir. Temas edilen cilt alanında kızarıklık,
kabarıklıklar, kalınlaşma, çatlaklar, soyulma, kaşıntı, sulanma ve
kabuklanmalar görülebilir.

Böcek ve arı allerjileri hakkında bilgi verir misiniz?
Hamam böcekleri, kalorifer böcekleri, tahtakurusu, sivrisinek, at
sineği ve pire gibi haşerelerin ısırmasıyla, tükrük ve dışkılarının
solunum veya cilt yoluyla vücuda girmesine, yabani veya bal arılarının
sokmaları sırasında zerk ettiği zehirlerine karşı bazı kişilerde
allerjik reaksiyonlar gelişebilmektedir. Böcek allerjenleri allerjik
burun nezlesi ve astıma neden olabilmekte; arı sokmalarını takiben ise
10-15 dakika içinde sokma yerinde sınırlı veya tüm vücutta hafif veya
ağır bir reaksiyon gelişebilmektedir. Bu olay tehlikeli olabilir. Arıya
karşı allerjisi olanların yanlarında arı soktuğu taktirde acil müdahale
için iğne, sprey, hap türü ilaçları devamlı taşımaları ve bunları kendi
kendilerine kullanmayı öğrenmeleri gereklidir. Özel aşı ile tedavi de
etkili olmaktadır.

Allerji yapan maddeler (allerjenler) nelerdir? Allerjenler nerede bulunur?
Ev tozu, küf mantarları, kedi, köpek, kuş tüyleri, çeşitli ağaç, ot ve
çayır polenleri, böcek ve haşereler, bazı parazitler, bazı gıdalar,
penisilin gibi bazı ilaçlar, güneş, rüzgar, soğuk, kirli hava ile
çeşitli kimyasal maddeler gibi çok fazla sayıda madde allerjenik
özellik taşır. Havada, kullandığımız gıda, ilaç ve giyim eşyalarımızda,
çevremizdeki eşyada çok sayıda allerjen bulunmaktadır.

Ülkemiz ve yöremizde allerjenlerin durumu
Yapılan çalışmalarda Ülkemizin 9 000’i aşkın doğal bitki türünden
oluşan zengin bir florası vardır. İklim ve coğrafi değişkenlere bağlı
olarak bölgelerimize göre bitki örtüsü farklıdır. Karadeniz ve Marmara
bölgesinde Avrupa ve Sibirya florası, Batı ve Güney Anadolu'da Akdeniz
florası, İç, Doğu ve Güneydoğu Anadolu'da ise İran-Turan florası
özellikleri hakimdir. Karadeniz Bölgemizde ılıman iklim, yüksek nem ve
zengin bitki örtüsü havayla taşınan aeroallerjenler için son derece
elverişli koşullar sağlamaktadır.

Allerjenlere karşı reaksiyon ne zaman ortaya çıkar?
Çevremizde çok sayıda bulunan allerjenler solunum yolu, sindirim
kanalı, cilt ve mukozalar ile enjeksiyonlar sırasında damar yoluyla
vücuda girebilir ve sadece hassas kişilerde duyarlılaşma periyodunu
takiben önemli sorunlara yol açar.

Allerjinin mevsimlerle ilgisi var mıdır?
Evet. Bazı allerjenlerin yoğunluğu belirli mevsimlerde artmaktadır.
Diğer bazıları ise her mevsimde sabit olarak bulunurlar. Polenler
mevsimsel allerjinin en sık rastlanan nedenleridir. Ancak iklime bağlı
olarak hava sıcaklığının ve nispî nem oranının değişmesine paralel ev
tozu akarları, küf mantarları gibi diğer havayla taşınan allerjenlerin
yoğunluğu da değişmektedir. Nisan-Mayıs, atmosfer havasında polen
yükünün en fazla arttığı aylardır. Bu mevsimde allerjik yapılı
kişilerde astım, saman nezlesi, göz nezlesi gibi allerjik hastalıklara
bağlı yakınmalar ortaya çıkabilir veya artar.

Bahar nezlesi, mevsimsel astım ne anlama gelir?
Bazı allerjik kişilerde yılın diğer zamanlarında hiçbir önemli sorun
yaşanmazken sadece belirli bir iki ayda her yıl tekrarlayan yakınmalar
görülebilir. Bunlar çoğu zaman polene bağlı yakınmalardır. Kişilere
göre değişmekle birlikte en sık bahar veya güz aylarında rastlanır.

Allerji ile meslek arasında bir ilişki var mıdır?
Evet. Allerjik hastalık bazen bir meslek hastalığı şeklindedir. İşyeri
ortamında bulunan bir allerjenle temasa bağlı olarak ortaya çıkar.
Yakınmaların işe girdikten sonra başlaması, işyerinden uzakta olunduğu
zamanlarda (tatil ve seyahatlerde) gerilemesi, aynı işyerinde birden
çok kişide benzer yakınmaların görülmesi meslek hastalığını
düşündürmelidir.

Hangi mesleklerde allerjik hastalıklar daha sık görülür?
Çiftçiler, hayvancılıkla uğraşanlar (sığır, kuş, kümes hayvanı
besleyenler, veterinerler, deri, yün işinde çalışanlar ..), biyolojik
ajanlarla çalışanlar (laborantlar, besin, deterjan sanayiinde
çalışanlar, kimyagerler ..), tozlu işlerde çalışanlar (keresteciler,
marangozlar, fırıncılar, değirmenciler ..), kimyasallar ile teması
olanlar (boyacılar, kimyagerler, plastik endüstrisi işçileri ..),
lastik eldiven kullananlar (sağlık personeli, temizlik işinde
çalışanlar ..) ve daha bir çok iş kolunda allerjik hastalıklara sık
rastlanmaktadır.

Teknoloji ile allerji arasında bir ilişki var mıdır?
Allerjik hastalıkların sıklığı teknolojinin gelişimine paralel olarak
artmaktadır. Kişilerin kapalı ve dar alanlarda topluca yaşamaları, açık
sahada çalışmaktan büroda çalışmaya dönüş, halı döşemeler, ev içinde
kedi, köpek, kuş vb hayvanların beslenmesindeki artış, sigara
alışkanlığının yayılması, katkı maddesi içeren hazır gıdaların
tüketilmesi, yaşamımıza giren ilaç ve kimyasal maddelerin giderek
fazlalaşması, hava kirliği gibi nedenlerle allerjik hastalıklar
endüstrileşmiş yörelerde ve kırsal kesime göre kentlerde daha sık
görülmektedir.

Allerji tedavi edilebilir mi?
Tedavi ile allerjik bünye değiştirilemez. Ancak, allerjik hastalıklar
kontrol altına alınabilir ve hastanın yakınmaları giderilip, normal
yaşamına dönmesi sağlanabilir. Hastalığa bağlı olarak yaşanımı
kısıtlanması önlenebilir.

Allerjik hastalıklardan tam şifa mümkün değil midir?
Mümkündür. Bazen bir süre devam eden hastalık tablosu tedavi ile veya
spontan olarak tamamen ve bir daha geri dönmemek üzere düzelebilir.
Ancak yakınmalar çoğu kez devam etme ve tekrarlama eğilimindedir.

Allerjik hastalıkların tedavisi nasıldır?
Tedavi kişiye göre değişir. Öncelikle allerjiye neden olan madde veya
maddeler belirlenmeli, hastalığın tipi, ağırlığı, komplikasyonları
saptanıp uygun tedavi şekli kararlaştırılıp başlanmalı, hasta yakın
izlemede tutulup alınan cevaba göre tedavi değiştirilmelidir. Öncelikle
korunma esastır.

Komşumun ilaçlarını kullanabilir miyim?
Bunu asla yapmayın. Hastalık aynı olsa bile hiçbir hastanın tedavisi
diğerinin aynısı değildir. Tedavi edilmesi gereken hastalık değil,
hastadır. Ve her hasta başka bir kişidir.

Allerjenlerden nasıl korunabiliriz?
Allerjiye neden olan madde her kişide aynı değildir. Kişilerin duyarlı
olduğu allerjen ayrı ayrıdır. Öykü ve testlerle spesifik allerjen
saptandığında hasta mümkünse bundan uzak tutulmalıdır. Örneğin bu bir
ilaç ise bu ilacı kullanmamalıdır. Gıda ise bu gıdayı almamalıdır.
İşyeriyle ilgili bir madde ise iş değişikliği gerekebilir ya da iş
yerindeki allerjen yoğunluğunu azaltacak önlemler yararlı olabilir.
Ancak havada bulunan allerjenlerden kaçınmak oldukça güçtür. Polen
allerjisinde kıra, ağaçlık, çiçeklik alana girmek veya rüzgarla
polenlerin taşındığı alanda bulunmak yakınmaları başlatabilir. Ev
tozundaki allerjenleri azaltacak önlemler yararlı olabilir. Evde dip
bucak emiş gücü yüksek vakumlu cihazlarla sık sık tozların alınması,
toz kaldırmayacak şekilde temizlik yapılması (yaş bezle toz alınması,
çırpma, silkeleme şeklinde temizlik yapılmaması ..), haftada bir en az
60 derece sıcaklıkta su ile çarşaf, kılıf ve örtülerin yıkanması, halı
döşemeler yerine vinlex vb türü suni döşemelerin kullanılması, allerjen
barındırmayan çarşaf ve kılıfların kullanılması allerji hastalarında
önerilen tedbirlerdir. Küf mantarlarının üremesinin önlenmesi, ev içi
nemin azaltılması yararlı olabilir. Allerjenleri temizlediği söylenen
cihaz veya deterjanların, hava filtrelerinin bilimsel olarak etkinliği
kanıtlanmış değildir. Kedi, köpek, kuş gibi hayvanların ev içinde
barındırılmaması, hamam böceği, kalorifer böceği gibi haşerelerle
mücadele edilmesi gerekmektedir. Yün battaniye, yorgan, kazak, hırka
yerine sentetik kumaş ve dokumaların kullanılması önerilmektedir.
Sigara içilmemesi, pasif olarak sigara dumanına maruz kalmaktan
sakınılması, ev içinde veya atmosferde hava kirliliğinin önlenmesi için
gerekli tedbirlerin alınması dikkat edilmesi gereken diğer hususlardır.
Kimyasal katkılar içeren fabrikasyon gıdalardan uzak durulması,
deterjan, boya ve çeşitli temizlik malzemelerinin kullanımında ortama
yayılan keskin koku ve dumandan kaçınılması gerekmektedir. Ancak bu
önerilerin uygulanması hiç de kolay değildir ve kişinin yaşamını çık
sınırlayabilir.

Bu tedbirleri alınca allerjik hastalığım geçer mi?
Kuşkusuz bu önlemler çok işe yarar, hastalığınızın kontrolü kolaylaşır,
şikayetleriniz azalır, tedavinizin etkinliği artar. Ancak bunları
yapınca hastalık ortadan kalkacak diye bir garanti söz konusu değildir.
Bu önlemleri almakla birlikte veya allerjenlerden kaçınılamıyor ise
onların zararlı etkilerini önleyen veya düzelten ilaçlarla tedavi
gerekebilir.

Allerji tedavisi ne kadar devam eder?
Tedavi çoğu kez devamlıdır. Ancak bu ömür boyu ilaç kullanılacak
anlamına gelmez. İlaçlar kullanıldığı gibi, zaman zaman ilaçlar kesilip
ilaçsız kontrol ve korunma önlemleri ile izlenebilir. Sorunlar ortaya
çıktığında tekrar tedavi gerekebilir. Mevsimsel allerjilerde sadece
sorunların yaşandığı aylarda bir kaç aylık tedavi yeterli olur.

Allerji tedavisinde hangi tür ilaçlar kullanılır?
Bu sorunun tek bir cevabı yoktur. Hastalığın yerleştiği organa, tipine,
ağırlığına ve hastanın özelliğine göre farklı bir çok ilaç
kullanılabilir. Bazen aynı hastada farklı zamanlarda değişik ilaçları
kullanmak gerekebilir.

Allerji tedavisinde kullanılan ilaçların zararlı etkileri var mıdır?
Her ilacın istenmeyen bazı yan etkileri olabilir. Bir hastaya bir ilacı
verirken kar-zarar hesabı yapılıp beklenen yarar daha ağırlıklı ise
başlanır. Gereksiz yere hiçbir ilaç kullanılmamalıdır. Mümkün olan en
düşük dozda ve en kısa sürede kesilecek şekilde ilaçlar
kullanılmalıdır. Bunlara dikkat edilirse önemli bir sorun olmaz. Hekim
kontrolü olmadan, kendi başına ilaç kullanmak, ve başlanan tedaviyi
kontrolsüz sürdürmek doğru değildir ve yan etkilerin görülme riskini
artırır.

Bu yan etkiler arasında en önemlileri nelerdir?
Allerji tedavisinde kullanılan ve antihistaminikler olarak adlandırılan
bir grup ilacın bazıları uyku, dalgınlık, dikkat azalmasına neden
olabilir. Buna bağlı olarak kişi araba veya makine kullanıyorsa
kazalara neden olabilirler. Aktif çalışan kişilerde bu tür yan etkileri
olan ilaçlar tercih edilmemeli veya kullanılması gerekiyorsa kişi
önceden uyarılmalı, bu tür tehlikeli işlerden uzak tutulmalıdır. Yine
bu tür ilaçlar bazen iştah artışına yol açıp kilo alımına sebebiyet
verebilirler. Kortizon türü ilaçlar da allerji tedavisinde
kullanılmaktadır. Bunlara bağlı olarak da önemli yan etkiler
gelişebilir.

Aşı tedavisine dikkat!
Halk arasında aşı tedavisi olarak bilinen immünoterapi sanıldığı gibi
allerjik hastalıkların tedavisinde temel tedavi biçimi değildir. Sadece
böcek sokmaları ve bazen de allerjik nezlede etkili olabilen bir tedavi
biçimidir. Çoğu astım hastası için bu tedavi biçimi doğru bir yaklaşım
olarak kabul edilmez. Bir çok gelişmiş ülkede astım tedavisinde
kullanılmamaktadır. Aynı zamanda, ölümcül olabilen riskler taşır.
Üstelik etkinliği de ispatlanmış değildir. Etki mekanizması da
bilinmez. Gerekli bir çok koşula uyan çok az sayıda hastaya asıl
tedaviler uygulandıktan sonra, bütün riskler göz önüne alınarak, bu
işin uzmanı olan kişi denetiminde ve acil durumda yaşama geri
döndürmeye yönelik müdahalenin yapılabileceği her türlü donanım ve
ekipmana sahip bir ünitede denenebilir. Fakat maalesef yanlış lanse
edildiğinden ve suiistimale açık olduğundan gereğinden sık olarak
uygulanmaktadır. Yıllarca bir ümit uğruna aşı olmaya devam eden
hastalar vardır.

Allerjik bir anne ve/veya babanın çocuklarının allerjik olmaması için neler yapılabilir?
Anne veya babadan birisi allerjik ise çocukta allerjik hastalığa
rastlanma olasılığı %40 dolaylarında iken hem anne hem de babanın
allerjik olduğu durumda çocukta bu oran %70’e çıkmaktadır. Allerjik
bünyeli ebeveynlerin almaları gereken tedbirler şunlardır: gebelikte ve
doğumu takiben ev içinde sigara içilmemesi, gebelik ve emzirme
döneminde anneye yumurta ve inek sütü gibi allerjenik gıdalardan
arındırılmış bir diyet uygulanması, bebeğin mutlaka anne sütünü emmesi
ve yukarıda korunma ile ilgili kısımda anlatılan tedbirlerin doğumdan
itibaren dikkatlice uygulanıp çevresel allerjenlerle temasın
azaltılması yararlı olacaktır.

Arı poleni, bıldırcın yumurtası, hatme çiçeği vb gibi doğal ilaçların tedavideki yeri nedir?
Bu ilaçların etkili olduklarını gösteren bilimsel çalışmalar maalesef
yapılmamıştır. Bu nedenle bu konuda olumlu yada olumsuz bir şey
söylemek mümkün değildir
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Jensen
Hukuk Forum
Jensen


Giriş Tarihi : 30/03/09
Yer : İstanbul
Yaş : 34
Mesajlar : 14824
Rep Puanı : 14472
Rep Gücü : 6503
Gögüs hastalıkları 2duy3hj

Gögüs hastalıkları Empty
MesajKonu: Geri: Gögüs hastalıkları   Gögüs hastalıkları EmptyPaz Kas. 15, 2009 9:16 am

ANAFLAKSİ: ALLERJİK ŞOK

TANIM:
Alerjinin en korkulan, en ağır ve tehlikeli şekli olan anaflaksi,
vücudun tümünü ilgilendiren yaygın alerjik reaksiyonlara bağlı olarak
gelişir. Anaflaksi, alerjik şok ismiyle de bilinir; erken tanınıp acil
olarak tedavi edilmediğinde kişiyi şok ya da ölüme kadar götürebilir.
Gazetelerde okuduğumuz ‘Penisilin iğnesi yapıldı, yaşamını yitirdi’
veya ‘Arı sokmasından öldü...’ gibi olayların nedeni hep anaflaksidir.
Ülkemizde her yıl ortalama olarak 100 kişinin anaflaksiden dolayı
yaşamlarını yitirdikleri söylenebilir.

ANAFLAKSİNİN SEBEPLERİ:
Anaflaksiye sebep olabilen pek çok madde vardır:

İlaçlar (penisilin, sefalosporin ve diğer antibiyotikler; aspirin, ağrı
kesici ve romatizma ilaçları, lokal anestezikler, röntgen çekilirken
kullanılan kontrast maddeler...)

Serumlar ve aşılar

Kan ve kan ürünleri

Yiyecekler (Yumurta, süt, domates, fıstık, deniz ürünleri...)

Yiyeceklere konan katkı maddeleri

Bozulmayı önleyici maddeler (Sülfitler)

Renklendiriciler (Tartrazin)

Tat vericiler (Glutamat)

Fiziksel etkenler: Egzersiz, soğuk

Çeşitli maddeler: Lateks, sperm


ANAFLAKSİNİN BELİRTİLERİ:
Anaflaksi, kişinin duyarlılığına ve alınan alerjenin miktarına göre
değişik tablolara neden olur. Başta deri, alt ve üst solunum yolları,
dolaşım ve sindirim sistemi olmak üzere pek çok organ sistemine ait
belirtiler ortaya çıkar.
Anaflaksi, çok ani olarak ortaya çıkan bir durum olduğu için sadece
doktorlar tarafından değil, herkesçe bilinmesi, tanınması ve ilk acil
müdahalenin hemen yapılması, hastanın yaşamının kurtarılması bakımından
çok önemlidir. Alerjenin alım yolu ve vücuda giriş hızı da anaflaksinin
ağırlığını belirleyen önemli faktörlerdir. Mesela, penisilin iğnesi
penisilin hapına göre çok daha ağır bir anaflaksiye yol açar!
Anaflaksi belirtileri, alerjenle karşılaşıldıktan hemen birkaç dakika
sonra başlar, 15-20 dakikada zirveye çıkar ve 1 saat içinde de azalmaya
yüz tutar. Anaflaksi, bazı kişilerde belirtiler tamamen kaybolduktan
8-24 saat sonra tekrarlayabilir. Bu nedenle, anaflaksi saptanan bir
kişinin en azından 24 saat süreyle doktor gözetimi altında kalması
gerekir.

ANAFAKSİNİN GELİŞİMİ VE TEHLİKE SİNYALLERİ:
Anaflakside, solunum ve dolaşım sistemini ilgilendiren belirtiler ciddi bir krizin işaretleridir.
Solunum sistemi belirtileri: Burunla ilgili olarak kaşıntı, su gibi
akıntı, hapşırma, burun tıkanıklığı... gibi belirtiler vardır. Ses
tellerinin şişmesi (gırtlak ödemi), ses kısıklığı ve konuşma güçlüğü
yaratabileceği gibi, bu darlığın çok fazla olması nefes alıp vermeyi
güçleştirir, hatta tamamen imkansız kılar ve ölüme neden olur.
Bazı hastalarda ise astımlılarda olduğu gibi inatçı öksürük, hırıltılı
solunum ve nefes darlığı gelişir.Dolaşım sistemi belirtileri: Çarpıntı,
düzensiz ve hızlı kalp atışları, göğüs ağrısı, baş dönmesi.. vardır.
Kan basıncının düşmeye başlaması ciddi bir anaflaksinin habercisidir.
Yaşlı hastalar kalp krizi de geçirebilirler.
Sindirim sistemi belirtileri: Karında kramp tarzında ağrılar, bulantı,
kusma, karında şişkinlik ve gerginlik, ishal ortaya çıkar.
Diğer belirtiler: Bu sistemlere ait belirtilerden başka birçok hastada,
terleme, idrar kaçırma, baş ağrısı, şuur bozukluğu, halüsinasyon..
görülür.
Anaflakside ölüm: Anaflakside ölüm nedeni gırtlak ödemi veya inatçı tansiyon düşüklüğü veya kalp krizidir.

ANAFLAKSİ TEDAVİSİ:

Anaflaksi çok acil bir durumdur. Kişiye hemen girişimde bulunulmadığı
zaman kısa zamanda ölüme sebep olabilir. Bu sebeple, anaflaksi
belirtileri saptanır saptanmaz bir taraftan en yakın doktor veya
hastaneye ulaşılmaya çalışılırken, diğer taraftan yapılması gereken
bazı işlemler vardır.

Alerjenin vücuda girdiği yer belli ise (Arı sokmasında olduğu gibi!), o
bölgeye hemen turnike yapılarak zehirin kana karışması engellenir.
Varsa, arının iğnesi çıkartılır.

Kişi sırtüstü yatırılır ve bacakları yukarı kaldırılır. Bu sayede beyin
ve kalp gibi önemli organlara daha fazla kan gitmesi sağlanır.

Hasta sıcak tutulur.

Mümkünse oksijen verilir.

Anaflakside yaşam kurtarıcı ilaç ADRENALİN’dir. 1:1000’lik adrenalin,
0,3-0,5 ml dozunda 20 dakika arayla cilt altına zerk edilir.

Anaflaksi tedavisinde yararlanılan diğer ilaçlar kortizon ve
antihistaminikler’dir. Astım krizi belirtileri olan hastalara bronş
spazmını azaltan nefes açıcı ilaçlar da verilmelidir.

Kan basıncı düşük olan hastalara hem kan basıncını yükselten ilaçlar (vazopressörler) hem de damar yoluyla sıvı uygulanır.

Gırtlak ödemi nedeniyle asfiksi (boğulma) belirtileri gösteren
hastalara nefes alabilmeleri için acil trakeostomi (ana nefes borusuna
dışarıdan delik açılması) gerekir.


ANAFLAKSİDEN KORUNMA:

Daha önce anaflaksi geçirmiş olanlar, durumlarını bildiren bir kart veya künye taşımalıdırlar.

Anaflaksi nedeniyle ölüm tehlikesi atlatanların yanlarında sürekli
olarak adrenalin bulundurmaları gerekir. Bu kişilere adrenalini hangi
durumda, nasıl uygulayacakları da öğretilmelidir.

Anaflaksiye neden olan etkenlerden (ilaç, yiyecek...) uzak kalınmalıdır.

Anaflaksi tanımlayan hastalara iğne şeklindeki ilaçlardan çok hap veya şurup verilmelidir.

Anaflaksi tanımlayan hastalara ß-bloker sınıfı ilaçlar verilmemelidir.

En azından 24 saat süreyle doktor gözetimi altında kalması gerekir.

KAYNAK:
Prof.Dr. Ahmet Rasim KÜÇÜKUSTA
[Linkleri görebilmek için üye olun veya giriş yapın.]
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Jensen
Hukuk Forum
Jensen


Giriş Tarihi : 30/03/09
Yer : İstanbul
Yaş : 34
Mesajlar : 14824
Rep Puanı : 14472
Rep Gücü : 6503
Gögüs hastalıkları 2duy3hj

Gögüs hastalıkları Empty
MesajKonu: Geri: Gögüs hastalıkları   Gögüs hastalıkları EmptyPaz Kas. 15, 2009 9:16 am

ASBESTOSİS

Bir doğal silikat minerali olan asbestin ısıyı iletmemesi yüzünden
insanlar ile birlikteliği eski çağlarda başlamıştır. On dokuzuncu yüz
yılın ikinci yarısından sonraki endüstri devriminde, ısı, elektrik,
sürtünme ve asitlere dayanıklı olması yüzünden bir çok işyerlerinde
kullanıldığı için "sihirli mineral" olarak anılırken, yirminci yüz
yılın ikinci yarısından sonra karsinojenik olması ortaya çıkınca, ismi
"öldürücü toz" olmuştur.

Asbest fizik yapı olarak düz (amphibol) ve eğri lifli (chrysotile) iki
türü vardır. Amphibol asbestin, kimyasal yapısına göre, crocidolite
(mavi asbest), amosite (kahverengi asbest), tremolite, anthophollite ve
actinolite çeşitleri vardır. Endüstride en çok kullanılan chrysotile ,
crocidolite ve amosite cinsleriydi. Bunlardan sağlık için en
tehlikelileri olan crocidolite ve amosite'nin kullanılışı bir çok
ülkelerde yasaklanmıştır. Endüstride kullanılan asbestin % 90'inı
kapsayan chrysotile de bir çok ülkelerde yasaklanmış olmasına karşın
daha az karsinojenisitesi tartışmalı olduğu için bazı ülkelerde sıkı
kontrol altında kullanılmaktadır.

Asbest sadece solunum yoluyla vücuda girdiğinde hastalık
yapabilmektedir. Sebep olduğu hastalıklar, beniğn veya maliğn
olabilmektedir. Birinci grubun içinde, plevrada fibrosis,
kalsifikasyon, effüzyon; akciğer parankimasında fibrosis (asbestosis)
yer alır. İkinci grupta ise, plevra ve peritonun maliğn
mezotelyomaları, akciğer kanserleri ve az da olsa larenks ve sindirim
organı kanserleri bulunur. Hiç sigara içmeyen ve endüstriyel ilişkisi
olmayan kişilerde akciğer kanser riski 1 kabul edilirse, bu oran günde
20 sigara içenlerde 45'e, hem sigara içen ve hem de asbest tozu
soluyanlarda ise 92 katına çıkmaktadır. Kanserojen olan sigara ve
asbest birlikte olduğu zaman insan sağlığı için çok tehlikeli bir
mineral olabilmektedir. Türkiye'de kırsal bölge erkeklerinin sigara
içme oranı %70'leri bulduğunu ve bununla birlikte asbest lifi
soluduğunu var sayarsak halkımızın ne kadar yüksek kansere yakalanma
şansı olduğunu anlarız.

Asbestin beniğn veya maliğn hastalık yapabilmesi için, solunduktan
20-40 yıl bir sürenin geçmesi gerekmektedir. İnsanlar asbesti, iş
ortamında (mesleksel veya occupational) veya çevresel (environmental
veya domestik) yolla soluyabilir. Az da olsa, asbest işçisinin
giysisine takılmış olan tozu evdeki yakınları indirek olarak
soluyabilmektedir ki buna in direk ya da paraoccupational yolla asbest
solunması denilmektedir.

Türkiye'de Orta Anadolu'da yaklaşık olarak 16 milyon kişinin kırsal
bölgede yaşadığı kabul edilmektedir. Bunların yirmi yaşın
üstündekilerin yaklaşık % 25'inde asbeste bağlı beniğn plevral
hastalıklar bulunmaktadır. Bu oran yaş ilerledikçe lineer olarak
artmakta ve % 80'lere ulaşabilmektedir. Asbest denilince aklamMaliğn
mezotelyoma gelmektedir. Batı dünyasında maliğn mezotelyoma insidansı
1-2.2 / 1.000.000 / yıl iken Türkiye'de yılda en az 500 kişide bu
hastalık görülmektedir. Batı ülkelerinde emekli asbest işçisi hastalığı
olan maliğn mezotelyoma, ülkemizde orta yaş hastalığı durumundadır.
Bizim kırsal bölgemizin insanları asbesti çevresel- domestik yolla
solumaktadır. Yukarıda bildirilen yıllık sayının en fazla onu mesleksel
asbest solunmasıyla meydana gelebilmiştir. Yani, batı dünyasının
mesleksel hastalığı, bizim çevresel hastalığımızdır. Aslen Orta Anadolu
kökenli olup ta Avrupada çalışırken mezotelyomaya yakalanmış
işçilerimiz tazminat almak için baş vurduğunda bu kabul edilmemekte ve
akciğerindeki asbestin Anadolu toprağında bulunan tremolit olduğu
gösterilerek istekleri kabul edilmemektedir. Avrupa'daki
işçilerimizdeki asbestle ilgili hastalıklar, "Imported asbestos" diye
yayınlanması komik olduğu kadar yüz kızartıcı bir durumdur.

Türkiye'de çalışan isçilerde de aynı karışıklık söz konusudur. Asbest
işlenen bir fabrikada çalışanda bununla ilgili bir hastalık ortaya
çıktığında işveren- işçi arasında sorun ortaya çıkmaktadır. İşçiyi
hasta eden asbest onun köyünden mi gelmiştir, yoksa iş yerinden mi ?

Türkiye'de asbest liflerinin solunması, içinde asbest bulunan beyaz
toprağın, "Ak toprak", "Gök toprak", "Ceren toprağı" "Çelpek" gibi
çeşitli isimlerle, kireç, sıva, çatı ve zemin toprağı olarak
kullanılmasından gelmektedir. İç Anadolu köylerinde bu amaçla
kullanılan toprağın çoğunun içinde hiçbir endüstriyel değeri olmayan
tremolite asbest bulunmaktadır. Bu tür asbestin lifleri tıpkı mavi ve
kahverengi asbest gibi ince uzun veya kalın olabilmektedir.

Ülkemizde çevresel yolla asbest solunmasına bağlı hastalıkların en
yoğun olduğu bölgeler: Eskişehir'in Mihallıççik ilçe ve köyleri, Konya
Ereğli'sinin Halkapınar ve Ayrancı köyleri, Çankırı'nın Ilgaz ve
Şabanözü köyleri ve Yozgat'ın Sorgun ilçesi ve köyleri, Sivas'ın
Yıldızeli ve Şarkışla köyleri, Güney Doğu Anadolu bölgesinde
Diyarbakır'ın batısındaki Ergani ve köyleri, Elazığ'ın Maden ve Polu
köyleri, Malatya, Adıyaman ve Urfa'nın Siverek ilçesi yer almaktadır.
Karadeniz'in sahil bölgeleri ve Doğu Anadolu yerleşim yerlerinde
asbestle ilgili hastalık bulunmamaktadır. Trakya'nın birkaç köyünde
asbest solunmasına bağlı beniğn plevral değişikliklere rastlanmıştır.
Ege bölgesinde sadece Denizli'in Tavas ilçesi köylerinde, Burdur'un
Yeşilova bölgesi, Kütahya'nın Aslanapa ve Gediz ilçesi, Afyon'un
Elmadağ ilçesi köylerinde sporadik asbestle ilgi hastalıklar
bulunmuştur. Akdeniz bölgesinde, Toros dağları yamaçlarındaki köyler ve
Hatay'ın Kırıkhan ve Reyhanlı köylerinin bazılarında tremolit asbest
içiren toprağın yukarıda bahsedilen yolla kullanılması sonunda iç ortam
havanının solunmasıyla asbesle ilgili hastalıklar gelişmektedir.

Bir kristalize aluminosilikat olan zeolit'lerin doğal 30 türünün içinde
sadece erionite ve mordenite lifsel yapıdadır. Bunlardan yalnız kristal
yapısi lifsel olan erionite'in epidemiyolojik, in vivo ve in vitro
olarak karsinojenik ve fibrojenik olduğu gösterilmiştir. Erionite'nin
şimdiye kadar bilinen en potent kanser yapıcı bir mineral olduğu Dünya
Sağlık Teşkilatına bağlı, Uluslararası Kanser Araştırma Kurumu
(International Agency Research on Cancer) tarafından kabul edilmiştir.

Binlerce yıl önce Erciyes, Hasandağ ve hemen yakınındaki Melendiz
dağlarının volkanik lavlarının örttüğü, yabancıların Cappadocia,
bizlerin Göreme dediği bölgede eşsiz doğa harikası olan jeolojik bir
yapı ortaya çıkmıştır. Bu yörenin sadece üç yerinde, su ve tuz ile
reaksiyona giren volkanik lavlar chabazite, clinopitololite ve
kristalize olarak lifsel yapıda erionite'nin oluştuğu yerlerde Karain,
Tuzköy ve Sarıhıdır köyleri yerleşmiştir. Erionite'nin asbestin yaptığı
hastalıkların tümüne sebep olduğu Göreme bölgesindeki çalışmalarla gün
yüzüne çıkmıştır. Bu bölgedeki üç köyden ayrı olarak diğer köylerde
seyrek de olsa maliğn plevral ve peritoneal mezotelyoma endemisi olduğu
tarafımızdan gösterilmiştir. Bölgeden gelen mezotelyomalı hastaların
ortalama yaşı 50 olup en genci 26, en yaşlısı ise 75 bulunmuştur.
Hastalık hem kadınlarda ve hem de erkeklerde görülüyordu. İşin ilginç
yanı, hastalığın bazı ailelerde daha yoğun bir şekilde görülmesiydi.
Bir aile içinde plevral ve peritoneal mezotelyoma ile birlikte lenfoma,
karaciğer kanseri, kemik sarkomu gibi mezotelyoma dışı tümörler de
görülmekteydi. Bu gözlemler kanserin oluşmasında esas etken erionite
olmakla beraber genetik yatkınlığın da ek faktör olarak etkili
olabileceğini işaret etmektedir.

Göremenin Karain, Tuzköy ve Sarıhıdır köylerinde yapılan proportional
mortalite çalışmalarında, ilk iki köyde ölenlerin % 70'inin maliğn
hastalıktan öldüğü gerçeğini ortaya çıkarmıştır. Buna karşın Kızırmağın
güneyindeki eski yerleşim yerini nehrin taşkınları ve arkadaki
kayaların düşerek insan ve hayvan zayiatına sebep olması nedeniyle
zamanın hükümeti 1958 yılında köyün nehrin kuzey yakasındaki tuğla,
briket gibi malzeme ile yapılmış yeni evlere taşınmasını sağlamıştır.
Sarıhıdır'daki mortalite oranının % 50'nin altında olması buna bağlı
olsa gerek. Bu köydeki hastaların birisi hariç tümü eski köyde doğmuş
bireylerdi. Bu olay Göreme'deki kanser sorununun ancak, köy yerlerinin
değiştirilmesiyle çözülebileceğini göstermektedir.

Göreme'deki kanserli köylerdeki insanlar, ev ve bahçe duvarlarının yapı
taşları olan su kayasının içindeki erionit'ten solumaktadır. Hasta ve
sağlamların bronş sekresyonunda, soludukları evin havasında ve
akciğerlerinde hem erionite lifleri ve asbest cisimciğine benzeyen
zeolite cisimcikleri gösterilmiştir. Bugün sadece 35 haneli bir köy
haline gelen Karainliler'ın büyük bir kısmı, çeşitli nedenlerle, yurt
içi ve yurt dışı yerlerde yaşamlarını sürdürmektedirler. Köyden
ilkokulu bitirdikten sonra ayrılanların bile dünyanın neresine giderse
gitsin mezotelyoma riskini taşımaktadır.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
 
Gögüs hastalıkları
Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası
 Similar topics
-
» Erkeklere de göğüs estetiği!
» Doğumsal kalp hastalıkları
» Meme (Goğüs) Kanseri nedir?
» Diş Eti Hastalıkları
» Göz hastalıkları

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
hukuk.forum.st :: Danışmanlık ve Yardımlaşma :: Sağlık Sorunları :: Sağlık Bilgileri-
Buraya geçin: