hukuk,hukuki,adliye,dava,müvekkil,hukuk haberleri,avukat,savcı,hakim,forum
 
SSSAramaAnasayfaKayıt OlGiriş yap

Paylaş | 
 

 Roma Hukuku

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
YazarMesaj
Jensen
Hukuk Forum
avatar

Giriş Tarihi : 30/03/09
Yer : İstanbul
Yaş : 27
Mesajlar : 14824
Rep Puanı : 14472
Rep Gücü : 6503


MesajKonu: Roma Hukuku   Çarş. Nis. 13, 2016 12:48 pm

HUKUKİ İŞLEMLERİN HÜKÜMSÜZLÜK NEDENLERİ
(Butlan-İptal Kabiliyeti)
Hukuki işlemlerin geçerliliği için saptamış olan öğelerden birinin eksik ya da bozuk olması halinde, hukuki işlem sakat yani hükümsüz kalır. Bu sakatlığın önem derecesine göre bu tür hukuk, işlemlerin tümüyle veya kısmen hükümsüzlüğüne kara verilir. Hukuk düzenlerinde hukuki işlemi sakatlayan nedenlerden bazılarının varlığı durumunda, bu işlemlerin taraflarınca istenen sonuçları kesinlikle doğuramayacağı kabul edilmiştir ve bunlar olmazsa olmaz nedenlerin eksikliği olabilir. 
Butlan, iptal kabiliyetine göre daha katı bir sonuçtur.
Ayrıca; yokluk durumu sözkonusu olabilir. Bu durum, işlemin mevcut olmamasıdır; yani yapılan işlem aslında yoktur. Yokluk, bir kadının kendisini hamile sanmasına; fakat gerçekte bebek yerine su kesesinin bulunmasına benzetilebilir. İşlem var sanılırken aslında yoktur dolayısıyla da sonuç da doğurmaz. 
En ağır en önemli geçersizlik nedenidir. Eğer yapılan hukuki işlemin temel öğelerinden biri eksikse, o işlemin butlanından söz edilir veya işlemin geçerli olması kamu düzenine hukuka aykırı bulunmaktadır. 
Hukuki işlemin batıl sayılması için nedenleri; 
Hukuki işlem ehliyeti olmayanların yaptıkları işlemler geçersizdir, batıldır (akıl hastaları, küçükler, kısıtlılar)
Yapılan işlerde irade sakatlığı varsa (esaslı hata, muvazaa)
Hukuki işlemlerin geçerlik şartı olan şekil şartına uyulmamışsa
Konusu fiilen veya hukuken olanaksızsa (hukuken imkansızlık=kumar makinası ithal etmek/gümrüksüz olarak ülkeye otomobil sokmak)
Güttükleri amaç, yani hukuki işlemin konusunun genel ahlak kurallarına ya da hukuk kurallarına aykırı olması (adam öldürme, rüşvet)
Temel öğelerinden birinin eksikliği nedeniyle batıl sayılan hukuki işlemler hiçbir şekilde hüküm ifade etmezler ve geçerli duruma getiremezler. Böyle bir hukuki işlemin bağlandığı hukuki sonucun elde edilmesi istenirse bu ancak temel öğeleri tam olan yeni bir hukuki işlek yapılarak sağlanır. 
Mutlak butlan : Hukuki işlemin kurucu unsurlarında eksiklik vardır. Hamile kadının çocuğunun ölü doğmasına benzetilebilir. 
Nisbi butlan: (iptal edilebilir, askıda geçerli) Eksiklik temel öğelerden değildir; giderilirse işlem geçerli olur. (Örn: anne-baba çocuk arasında kan uyuşmazlığı varsa doğacak çocuğun kanının değiştirilmesi gerekir. Burada çocuk hukuki işlemi temsil eder, kanı değiştirilirse (yani hükümler yerine getirilirse) yaşayacaktır. 
Kısmi butlan : İşlemin bir kısmı geçerlidir. (örn. 6 kalem mal için alım-satım sözleşmesi yapılıyorsa ve bunlardan bir tanesinin imkansızlığı varsa (örn. İthali yasak olan bir malsa) sözleşmenin tamamı yerine sadece o maddesi geçersiz sayılmaktadır. 
Hukuki işlemlerin iptal kabiliyeti (iptal edilebilmeleri): Bir hukuki işlemin temel öğeleri eksik olmamakla, bu öğelerden birinde bir sakatlık ya da bozukluk olması durumunda hukuki işlem batıl sayılmaz ancak işlemin iptali sağlanabilir. Bu tür işlemlere askıda hukuki işlemler denilmektedir ve 2 ye ayrılmaktadır. 
1) Geçerlilikleri askıda olan hukuki işlemler
2) Hükümsüzlükleri askıda olan hukuki işlemler
Roma hukukunda Ius Civille’nin şekilci tutumu nedeniyle şekle uymayan durumlarda işlem baştan itibaren batıldır. 
HAKSIZ FİİİLER
Hukuka aykırı fiillerin önemli bir grubu haksız fiillerdir. Haksız fiiller genel olarak, hukuka, hukukun herkes için geçerli belli davranış kurallarına aykırı filer olarak tanımlanabilir. Hukuk düzeni, haksız fiillere 2 türlü müeyyide bağlamıştır. Bu müeyyideler; cezai ve tazmin ettirici müeyyide olmaktadır. 
1) Herkes için geçerli olan, bütün insanların davranışlarını düzenleyen , bu nedenle genel nitelikte sayılabilecek hukuk kurullarına aykırı fiiller
2) Hukukun kendi istemleri ile bazı özel durumlara girmiş kişiler için saptadığı bu nedenle de özel nitelikte sayılabilecek kurallara aykırı fiiller denmektedir.
Roma’da birisine haksız fiille zarar verildiğinde başlangıçta şahsi öç durumu vardı. Yani zarara uğrayan istediğini yapabiliyordu. Sonra bu uygulamanın yerine kısas uygulaması geldi; bu konuda zarara uğrayan karşıdakine aynı zararı veriyordu. Diyet uygulamasında önce ihtiyari (isteğe bağlı) idi. Sonra zorunlu hale getirildi. Son olarak da tazminat borcunun ödenmesi uygulandı. Ius Civillenin öğelerini saptayıp müeyyideye bağladığı 4 haksız fiil tipi vardır.
1) Hırsızlık
2) Gasp
3) Haksız olarak mala verilen zarar
4) Şahsiyetin ihlali
Bir haksız fiilin söz konusu olabilmesi için bazı koşullar; 
1) Hukuka aykırı bir fiilin varlığı (kişinin şahıs, mal varlığını koruyan kurallara aykırı davranışların bulunması)
2) İşlenen fiil sonucunda zarar meydana gelmesi
3) Hukuka aykırı fiille zarar arasında neden sonuç bağının (illiyet bağı) bulunması, yani meydana gelen zararın işlenen fiilden doğmuş olması
4) Hukuka aykırı ve bir zarar doğuran fiili işleyen kimsenin bu fileden sorumlu tutulabilmesi
Haksız fiilin dört öğesi
1) Hukuka Aykırılık: Hukuk düzeninin herkes için öngördüğü genel davranış kurallarına aykırı davranılması
Hukuka aykırılığı ortadan kaldıran durumlar (hukuka uygunluk sebepleri) 
a) meşru müdafaa; bir kimsenin haklı savunma durumunda bulunması 
b) zaruret hali (örn: soğukta ormanda tek başına kalan kişinin, bulduğu bir kulübeye donmamak için zor kullanarak kapısını kırıp girmesi, çok acil ilaç gerektiren eczanenin kapalı olması sonucu camının kırılıp ilacın alınması) zaruret halinde yapılan davranış haksız fiil olmaz ama verilen zarar tazmin edilmelidir.
c) Özel ya da resmi bir görevin ifa edilmesi (bir doktorun ameliyatını gereği olarak hastanın herhangi bir yerini kesmesi ve icra memurunun birisinin evinden zorla eşyalarını alması örnek olarak verilebilir.)
2) Zarar: Haksız fiil nedeniyle tazminat borcunun doğabilmesi için bir zararın meydana gelmiş olması gerekir. Zararı 2 ye ayırabiliriz. 
a) Fiili zarar: Bir kimsenin mal varlığında doğrudan doğruya meydana gelen zarardır; azalma, eksilme biçiminde ortaya çıkar.
b) Yoksun kalınan kar: Mal varlığına dokunulmamakla birlikte; mal varlığının çoğalmasına (örn. Bir taksiye çarpılır hem taksici yaralanır hem de arabada hasar oluşur. Taksicinin hastanede yattığı süre boyunca çalışamadığı için kazanamadığı para taksicinin yoksun kaldığı karıdır. Hastane ve tamir masrafları ise fiili zararı oluşturmaktadır. 
c) Manevi zarar : Bir kimsenin manevi varlığında meydana gelen zarardır. Bizzat kişiye ve en yakınlarına yapılan bir fiilden kaynaklanmalıdır. (TMK.24/II, TBK. 49m.) (örn. Alakasız bir kişinin resminin gazetede hırsız diye çıkması ve haksız yere iftira vb.)
Zararı menfi ve müspet olarak da 2 ye ayrılmaktadır. (hoca menfi ve müspet zararı bilmemiz gerektiğini ancak sınavda sormayacağını belirtmiştir. 
Menfi Olumsuz Zarar: Bir kimseyle yapılan sözleşmenin feshedilmesi halinde sözleşme yerine getirilmediği için düşülen zarardır. 
Müspet olumlu zarar: bir sözleşmenin (sözleşme devam ederken) gereği gibi yerine getirilmemesinden doğan zarar (işin daha iyi yapılabilmesi mümkünken söylendiği gibi yapılmaması)
3) Nedensellik Bağı: Meydana gelen zarar, işlenen fiilden doğmuş ise orada nedensellik (illiyet bağı) vardır (neden-sonuç ilişkisi)
4) Sorumluluk: Hukuka aykırı ve bir zarar doğuran fiili işleyen kimsenin bu fiilden sorumlu tutulabilmesi, kişiye o zararı tazmin etme yükümlülüğünün yüklenmesidir. Temyiz kudretine (ayırt etme gücüne) sahip olmayan bir kimse sorumlu tutulamaz.
Sorumluluk ; Subjektif (kusur sorumluluğu) ve objektif (kusursuz sorumluluğu) olmak üzere 2 ye ayrılmaktadır. 
Haksız fiillerdeki sorumluluk subjektif sorumluluktur. Objektif (kusursuz) sorumluluk ise haksız fiillerde söz konusu olmaz, akitlerde görülür. 
Kusur kavramı ve çeşitleri: Kusurun başlıca kasıt ve ihmal olmak üzere 2 türü vardır. 
Kasıt: Hukuka aykırılığı bilindiği halde istenerek bir fiilin işlenmesi durumunda kasıttan söz edilir. 
Bir kimse bir başkasının hayvanını bilerek ve isteyerek yaralar veya öldürürse kasıt vardır. 
İhmal: Hukuka aykırı bir fiil gerekli dikkat ve düzen gösterilmemesi nedeniyle işlenmişse ihmal sözkonusudur. 
İhmalin dereceleri; ağır ve hafif olmak üzere 2 çeşittir. 
1) Somut Ölçüt: Bizzat olayın kendisine bakılır. Haksız fiili gerçekleştiren kişinin kendi işini yaparken gösterdiği dikkate göre karar verilir. Kendi işindeki özeni göstermişse hafifi göstermişse ağır ihmal vardır diyebiliriz. (örn. Dükkan sahibi A bir işi nedeniyle karşı dükkan sahibi B den dükkanına bakmasını ister. B de 5 dk lık bir iş için gider, bu sürede kendi dükkanını kilitleyip A nın dükkanını açık bırakır ve A nın dükkanına hırsız girer. Burada B nin ağır ihtimali sözkonusudur. Eğer kendi dükkanını da açık bırakmış olsaydı hafif ihmal sözkonusu olacaktı. 
2) Soyut Ölçüt: Ortalama bir kişinin (mantıklı, makul, orta zekalı kişi) göstereceği dikkat ve özene bakılır. Kişi ortalama bir kimsenin göstereceği dikkati göstermemişse ağır ihmal, tedbir alınmasına rağmen haksız fiil gerçekleşmişse hafif ihmal vardır. (örn. B topluma açık bir mekanda otururken tuvalete gideceğinde A nın kendisine emanet ettiği dizüstü bilgisayarı yanına almazsa ağır, yanına aldığı halde tuvalette bir şekilde çaldırırsa hafif ihmal vardır. 
Kusur Ehliyeti (haksız Fiil Ehliyeti) : Kişinin gerçekleştirdiği haksız fiil nedeniyle sorumlu tutulabilmektedir. Medeni Kanunumuza göre; yaş küçüklüğü, akıl hastalığı ve zayıflığı, sarhoşluk vb. gibi nedenlerle temyiz kudreti olmayan kişiler, haksız fiil ehliyetine sahip sayılmazlar. Yani işledikleri haksız fiillerden sorumlu tutulamazlar. Roma hukukunda ayırt etme (temyiz) gücüne sahip ve 7 yaşını doldurmuş kişilerin haksız fiil ehliyetleri bulunmaktadır. 
HAKLARIN KORUNMASI
Usul Hukuku izlenecek yöntemleri, prosedürleri belirtmektedir. Hükmün verilmesinden sonra sona erer. Kişi, hükümleri kabul etmezse, sonuç zorla kabul ettirilir ki buna da icra adı verilir. 
Roma Hukukunda Hakların Korunması: Kişilerin haklarını kendi kendilerine almalarını (ihkak-ı hak) öngören sisteme özel koruma düzeni adı verilmektedir. Roma’nın en eski dönemlerinde özel koruma düzeni geçerliydi. Daha sonra kısas ortaya çıkmıştır. Ardından hakeme başvurma durumu getirildi, başlangıçta ihtiyari olan bu durum zamanla zorunlu tahkime dönüştü. Son aşamada ise devlet yargı fonksiyonunu üstlendi. 
Özel Yargılama Sistemi: (Krallık dönemi ortaları – m.s. 342)
Devletin yönetim ve kontrol yetkisine rağmen özel kişilerin etkinliklerinin ağır bastığı bir sistemdir. 
Özel yargılama sisteminde iki farklı usulün uygulandığı 2 gelişim aşaması vardır. 
1) Legis Actio (kanuni davalar) usulünün uygulandığı dönem (krallık döneminin ortaları – m.ö. 17)
Yargılamayı özel yargıçlar yaparlar
Davalara 2 farklı yetkili (makam) hakim bakar
a) Proetor (magistra) önündeki aşama
b) Özel yargıç önündeki aşama 
2) Formula usulünün uygulandığı dönem (m.ö. 17-m.s. 342)
Yargılamayı özel yargıçlar yaparlar
Davalara 2 farklı yetkili (makam) hakim bakar
c) Proetor (magistra) önündeki aşama
d) Özel yargıç önündeki aşama 
Davacı (actor) öncelikle praetora başvurmaktadır. Delillerini ileri sürer, magistra haklı olabileceğine inanırsa dinler ve elindeki belgelerle özel yargıcın önüne gönderilir.
Özel yargıç eline geçen belgelerle ve iddialarla bağlı olup tekdir yetkisi olmayan onlara göre kabul veya red kararı veren makamdır. 
Bu iki aşamayı birbirinden ayıran aşamaya litis contestatio (anlaşmazlığın/davanın tespiti) adı verilmektedir. Litis contestatio aşamasından sonra;
1) davanın tarafları
2) davanın konusu
3) daha önce ileri sürülen iddialar değiştirilemez yeni iddialarda ileri sürülemez. 
• Gaius’un Institutiones adlı eserinde belirttiği gibi 5 legis actiodan 3 ü medeni usule; 2 si icra (hükmün yerine getirilmesi) ya yöneliktir.
• Legis Actio Usulü
Dava ehliyeti = hak ehliyeti + hukuki işlem ehliyeti
Davada temsil yoktur. İstisnai durumlarda (davalı Roma İmparatorluğu adına savaşta bulunan bir asker, devlet görevlisi vb.) sözkonusu olabilirdi. 
• Formula Usulü: 
1) Temsil kurumu genişletilmiştir, davalılar praetor önüne vekillerini gönderebilirler.
2) Aile evlatlarına pasif dava ehliyeti (davalı olabilme) vermiştir. Ancak aile evlatlarının hak ehliyeti olmadığından mal varlıkları yoktur ve dava kazanılsa bile aile evladının babası ölmeden kendisinden mal alınamaz.
Formula da ayrıca 3 bölüm yer almaktadır. 
1) tasvir (betimleme)
2) talep
3) mahkumiyet
Mahkumiyet kararı sadece belirli miktarda bir paraya ilişkin olmaktaydı. 
DAVA ÇEŞİTLERİ
A) Ius Civille – Ius Honororirum (Ius Praetorium) davaları: 
Ius Civille davalarına actio in ius denmekte ve Roma Medeni Hukuku tarafından öngörülen; ius civillede hüküm altına alınmış konularla ilgili davalardı. 
Ius Honorarium davalarına ise actio in factum adı verilir ve ıus civillede yer almayan, praetor tarafından tanınan davalardır. En önemlileri; hile, tehdit davalarıdır. 
Ius Civille davalarının kıyas yoluyla genişletilmesi sonucu praetorların tanıdığı davalara actio utilis (faydalı dava) adı verilmiştir. Bir de yine praetorların tanıdığı actio fictica (varsayıma dayanan davalar) vardı. 
B) Actio in rem 
(ayni haklara yapılan saldırılarda) 
C) Actio in Personam 
(şahsi hakların ihlalinde açılan davalardır. 
D) Dar Hukuk davaları = Hüsniniyet davaları
Dar hukuk davalarında hakimin takdir yetkisi bulunmamaktadır (örn. Borç akdinden kaynaklanan davalar. Hüsniniyet (iyiniyet) davalarında da hakim iyiniyet kuralları neyi gerektiriyorsa o yönde karar veriri ve takdir yetkini kullanmaktadır. (alacak davaları)
E) Actiones Arbitrariae: Bu davalarda davalıya, dava konusu malı geri vermek ya da onun takdir bedelini ödemeye mahkum edilmeyi kabul etme arasında bir savunma (muhayerlik-arbitrium) olanağı tanınmaktaydı.
SİSTEM DIŞI YARGILAMA (ms. 294-m.s. 565)
Günümüz yargılama usul hukukuna çok benzemekle beraber dava tek bir hakim (imparatorluk tarafından görevlendirilmiş) önünde bitirilmekte olup takdir yetkisi genişletilmiştir. 
Sistem Dışı Yargılama ile Özel Yargılama Sistemi Arasındaki Farklar
1) Özel yargılama sisteminde yargıçlar özel hukuk kişileri iken sistem dışı yargılamada imparatorluğa bağlı devlet memurlarıdır.
2) Özel yargılama sisteminde davalar 2 aşamalı iken diğerinde tek aşamalıdır
3) Özel yargılama sisteminde davalar halka açık mekanlarda yapılır, isteyen herkes davaları izleyebilirdi. Diğer sistemde ise; yargılama günümüzde olduğu gibi davalar kapalı mekanlarda yapılmakta ve davayı sadece davanın tarafları ile onların vekilleri izlemekteydiler. 
4) Özel yargılamada kararlar kesin olup temyiz/itiraz hakkı bulunmamaktadır. Diğer sistemde ise kararlara itiraz hakkı vardır.
5) Sistem dışı yargılamada günümüzde olduğu gibi yargılama harcı (dava gideri) alınırken diğer sistemde alınmamaktadır. 
6) Özel yargılamada davalarda temsil yoktu, sistem dışı yargılamada ise temsil kurumu genişletildi davalarda vekillerin bulunmasına izin verildi.
7) Özel yargılamada (formulo aşamasında) mahkumiyet sadece paraya ilişkin olup; sistem dışı yargılamada nakden tazminde söz konusudur. 
8) Sistem dışı yargılamada yargıcın takdir yetkisi daha geniştir. 
KANUN YOLU
Kanun yolları, mahkemece verilmiş bir kararı yeniden inceletmek üzere başvurulan yollardır. En önemlileri; istinaf ve temyizdir. İstinafta bir mahkemenin hakkında karar verdiği bir davanın bir üst dereceli mahkemede yeniden görülmesi sözkonusudur. Temyizde ise dava bir daha görüşülmez dosya üzerinde inceleme yapılmaktadır.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
 
Roma Hukuku
Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
hukuk.forum.st :: Danışmanlık ve Yardımlaşma :: Hukuk-
Buraya geçin: